AKÜ’DE “TÜRKİYE’DE DEMOKRASİ VE DARBE” PANELİ
AKÜ’DE “TÜRKİYE’DE DEMOKRASİ VE DARBE” PANELİ
 
Afyon Kocatepe Üniversitesi (AKÜ) İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi (İİBF) Sosyal Birlik ve Fikir Kulübü tarafından “Türkiye’de Demokrasi ve Darbe” konulu bir panel düzenledi.
 
İİBF Kamu Yönetimi Bölüm Başkanı Doç. Dr. Mustafa Fişne’nin başkanlığını yaptığı panelde Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) İkinci Daire Üyesi Muharrem Özkaya, Yıldız Teknik Üniversitesi İİBF Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Çaha, Marmara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ahmet Kemal Bayram, ve AKÜ İİBF Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Zelkif Polat birer konuşma yaptı. Panelde AKÜ Rektörü Prof. Dr. Mustafa Solak, Baro Başkanı Turgay Şahin, AKÜ Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Mehmet Karakaş ve Prof. Dr. İsa Sağbaş ile öğretim elamanları ve öğrenciler katıldı.
 
Unutmayacağız ve unutturmayacağız
 
Panelin açış konuşmasını AKÜ Rektörü Prof. Dr. Mustafa Solak gerçekleştirdi. Demokrasinin öneminden bahsettiği konuşmasında Solak, “Demokrasimizin ne kadar önemli konuyla, bir darbeyle, bir menfur saldırıyla karşı karşıya kalındığını hepimiz o gece yaşadık. Sabaha kadar hep beraber takip ettik. Bulunmamız gereken yerde bulunduk. Bunun sıcaklığı da henüz gitmedi. Elimizden gelen gayreti de göstereceğiz” dedi. Tüm Türkiye’nin darbe kalkışmasına karşı tek yürek olarak karşı çıktığının altını çizen Solak, “Milli iradeye, demokrasimize, Sayın Cumhurbaşkanımıza, hükümetimize ve milletimize olan bu darbe yine Sayın Cumhurbaşkanımızın bir televizyon konuşmasıyla, bir telefon tebligatıyla hepimiz yerimizi aldık. Allah’a şükürler olsun, bu badirenin belirli bir kısmı defedildi. Çalışmalar da devam ediyor” ifadelerini kullandı.
 
Dünyada 500 civarında darbe girişimi oldu
 
Panelde ilk olarak söz alan AKÜ İİBF Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Zelkif Polat, dünyada şimdiye kadar 500 kadar darbe girişimi olduğunu belirterek, “Bunların başarı oranı, günümüze kadar olan rakamlar üstünden bakarsak yüzde elli civarında” dedi. Darbelerin ortaya çıkışında hangi faktörlerin ön planda olduğu hakkında çalışmalar yapıldığını ifade eden Polat, “Daha çok ekonomik kaygıları ön planda görmekteyiz. Amerika Birleşik Devletleri Başkanlarından Reagan’ın Ortadoğu ve hükümet darbeleri konusundaki uzmanlarından Edward Luttwak’ın darbe yapmayı yemek tarifi gibi anlattığı ‘Bir Uzman Gözüyle Darbe’ adlı kitabında, ‘modern devletin sürekli görevlileri ve bürokratlarla, siyasetçilerin ilişkisini kesebildiğiniz zaman darbeyi gerçekleştirirsiniz’ diyor. Bunu yaparken, hükümetin bürokrasi üzerindeki denetimini kopardığınızda darbe gerçekleşir” diye konuştu. Polat kitapla ilgili olarak şu bilgileri paylaştı:
 
“Bahsi geçen uzman, bir darbenin hemen hemen her ülkede yapılabileceğini, lakin bunun bazen bedeli olabileceğini ileri sürmektedir. Hatta kendine ait bir özgüven ile 1960’ların İngiltere’sinde bile darbe yapmanın mümkün olduğunu iddia etmekte.  Fakat bunun sonucunun siyasi ömürlerine de mal olabileceğini söylemektedir. Bunun için darbelerin hedef tarihinin iyi yapılmasının gerektiğini iyi yapılması gerektiğini öne sürmekte ve çantada keklik olarak değerlendirdiği 3. dünya ülkelerinde bu darbelerin daha kolay ve başarılı bir şekilde sonuçlandırılacağını söylemekte. Bu bahsedilen 500 kadar darbe girişiminin de muhatabının genellikle üçüncü dünya ülkeleri bunun için belirli şartların gerektiğini söylemekte. Bir darbenin olabilmesi için hedef görülen ülkede hangi şartlar ortaya çıkmalı sorusunun cevabını da üç madde üzerinden aktarıyor. Geniş bir işsizlik, artan enflasyon ve ciddi ve sürekli bir ekonomik bunalım. İkinci olarak uzun ve başarısız bir savaş, önemli bir askeri ve diplomatik yenilgi. Üçüncü olarak, belki bize de hitap eden bir madde bu, çok partili sistem içinde müzmin istikrarsızlıklar. Bu şartlar, o coğrafyada, o ülkede darbe yapmayı kolaylaştıran etkenler olarak ortaya çıkmaktadır.”
 
15 Temmuzun dünyada örneği yok
 
Marmara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ahmet Kemal Bayram ise Türkiye’nin darbeler söz konusu olduğunda dünya üzerinde ayrı bir yere sahip olduğunu belirterek, “15 Temmuzda yaşanan kalkışma da dünya tarihinde örneği olmayan bir kalkışma. Cunta olarak tanımlanan asker içindeki bir grup tarafından Türkiye tarihinde hiç olmamış bir biçimde sivil halkın üzerine ateş ediliyor. Bu bağlamda 15 Temmuzun özgünlüğünü aklımızda tutmamız gerekiyor” dedi.
 
Bayram, Türkiye’de yaşanan darbeler ve muhtıralar ile ilgili olarak şu tespitleri paylaştı:
 
“Askeri darbeler ve Türkiye’nin demokrasi macerası birlikte düşünüldüğünde bizim tarihimizde iki kere doğrudan hükümet darbesi söz konusu. Bunların dışında 71 muhtırası var. 28 Şubat da o anlamda çok kalıplara sığmayan bir darbe. En son herkesin kişisel olarak tecrübe ettiği 15 Temmuz darbe girişimi var. Bunların hepsinin genel karakterine baktığımızda, en sondaki olayı ayrı tutarak, şunu net olarak görüyoruz ki, aslında darbeler Türkiye üzerinde hep siyasal krizlerin bir sonucu olarak ortaya çıkıyor. Bu siyasal krizler suni olarak mı yaratılıyor, onu bilemiyorum. Ancak şunu net olarak biliyoruz ki, Türkiye’de demokrasinin kalıpları, demokrasinin işleyişi ne zaman ki taleplere cevap vermiyor yani halkın taleplerine cevap vermiyor, sistemde bir kilitlenme oluyor ve bu kilidi açmak için bir şekilde siyasiler bunu beceremeyince, bir şekilde başka bir grup ortaya çıkıyor. Askerler, silahlı oldukları için en güçlü grup olarak karşımıza çıkıyor ve problemi kendince çözüyor.”
 
Sistem kilitlenmesi darbeye yol açabiliyor
 
Ordunun yaşanan toplumsal sorunlara “çözüm yöntemi” ile ilgili olarak Bayram, “Türkiye tarihinde işçi ve öğrenci hareketleri ile köyden kente göçlerin çok yoğun olarak yaşandığı dönemlere baktığımız zaman, kente yeni gelmiş göçmenlerin taleplerinin sistemde bir karşılık bulamaması bir kriz olarak geliyor ve bir kilitlenmeye yol açıyor. Siyasi bunalıma yol açan nedenleri de ordu çok dikkate almadan tıp diliyle kangren olan organı kesip atarak kendince çözüm üretiyor” diye konuştu. Bayram, Türkiye’nin darbeler konusundaki özgünlüğü hakkında ise “Türkiye’nin özgünlüğünü oluşturan, bizi ‘muz cumhuriyetlerinden’ ayıran ilginç bir özellik de Türkiye’de fiilen ve resmen askeri darbe olarak sonuçlarını gördüğümüz tüm olayların tümümün daha istikrarlı, sağlam yapılı ve işlerliği olan bir demokrasi adına yapılıyor olmasıdır. Ya da demokrasinin içine düştüğü krizi aşmak adına yapılıyor. Darbeciler böyle söylüyorlar”.
 
Darbeler “demokrasi” adına yapılıyor
 
Dünya üzerindeki her devletin darbe riskiyle karşı karşıya olduğunu ifade eden Bayram, “Sonuç olarak darbelerin olduğu bir ülkedeyiz. Dünyanın hiçbir devleti, yani zorlayıcı gücü elinde bulunduran bir örgüt olarak, bir teşkilat olarak hiçbir devlet, darbeden muaf değildir. Aslında tüm devletler, mutlaka ama mutlaka bir darbe riskiyle karşı karşıyadır” dedi. “Darbelerin demokrasi adına yapılması” durumunun Türkiye’ye has bir durum olduğuna dikkat çeken Bayram, şöyle devam etti:
 
“Türkiye’ye has bir özellik de darbelerin demokrasi adına yapılıyor olmasıdır. Bir diğer ilginç özellik de, 28 Şubat ve son kalkışmayı ayrı tutarsak Türkiye’de askerler yönetime el koyduklarında, Güney Amerika’daki örneklerden çok farklı bir biçimde kışlaya geri dönüyorlar. Dünyada böyle bir örnek yok. Bu 15 Temmuz örneği bir de bahsettiğim olay yok. Eğer, asker darbe yapıyorsa, ya bir karşı darbeyle geri püskürtülüyor, ya da darbenin komutanı kendisini devlet başkanı vs. ilan ediyor ve o ölene kadar ya da bir suikasta uğrayana kadar o cunta görevde kalıyor. Türkiye’nin bu özelliği askerlerin neden kışlalarına geri döndüğü meselesi, Türkiye’de darbelerle ilgili literatürde önemli bir problem ve buna farklı yaklaşımlar var. Hatta bazı meşhur hocalar diyor ki, Türkiye’de asker hakikaten demokrat. Sivillerden daha demokrat. Demokratik kaygıları var. Onun için yaptılar. Bu bence çok fazla itibar edilecek bir yorum değil. Türkiye’deki gerçek askeri darbelerden sonra yani 60, 80 ve 71 muhtırasından sonra mutlaka ama mutlaka anayasal düzenleme yapılıyor. Şu noktayı çok net biliyoruz. Bu yapılan anayasalarda temel kaygı olarak bir kere her şeyden önce darbeciler kendilerini garanti altına alıyor. Anayasal olarak hukuki olarak garanti altına alıyorlar. Türkiye’de bir şeyin hukukta ve kitapta yazması halinde o şeyin doğru veya ihtiyacı giderdiği yönünde bir kanı var. Hukukun ruhundan ya da hukuku kavrayışından ziyade işin teknik yönü ön plana çıkarılıyor. Askeri müdahaleyi yapanlar, kendilerini hukuki bir güvenceye almadan asla geri dönmüyorlar. Bunu net olarak biliyoruz. Ne yapıyorlar? Ya Milli Güvenlik Kurulu gibi bir takım anayasal kurumlar kurarak askeri bürokrasinin, seçilmiş otorite üzerindeki denetimini sürekli ve hukuki kılacak bir mekanizma oluşturuyorlar. Bu son zamanlarda değişti. Dağılım birkaç yıl önce değişti. Milli Güvenlik Kurulu’nun dağılımını, 28 Şubat’taki kamera görüntülerini ve fotoğrafları çok iyi hatırlıyoruz.”
 
Tayland darbecileri kendilerine “Jön Türk” diyor
 
Yıldız Teknik Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Çaha da konuşmasında Tayland’ın darbe tarihi konusunda önemli bir ülke olduğunu belirterek, “Yıllar önce Tayland’a gitmiştim. Tayland’da sık darbe yapılır. 1992 yılında çok kanlı bir darbe yapıldı. 2005’de ve son olarak da 2014 yılında Tayland’da darbe yapıldı. Orada darbe yapan askerler kendilerine ‘Jön Türk’ diyorlar. Ben bunu ilk duyduğumda şaşırmıştım. Sonrasında bu konuyu araştırınca aslında Jön Türk ifadesi asker üzerinden yönetime el koyma olarak dünyada bir model haline geldiği bilgisine sahip oldum. Asya’da darbe yapanlar bu nedenle kendilerine ‘Jön Türk’ diyorlar” dedi.
 
FETÖ/PDY örgütü üyelerinin “ben” duygusunu kaybetmiş adeta “robotik” insanlar olduğunu ifade eden Çaha, şöyle dedi:
 
“Bu yapıyla ilgili olarak bu yapı içerisine girenler bu ben duygusu dediğimiz ile sivriliyor. Orada bütün sosyalleşme modeli insandaki ben duygusunu yok ediyor. Sosyalleşme bunun üzerinden gidiyor. Bir taraftan dava gibi sosyal aidiyetler bir yana esas itibariyle burada ben İslami kavramlarla desteklenerek bene saldırı yapılır ve öyle bir noktaya gelir ki bireyin beni yok olur. Bireyin beni yerine cemaat beni yerleşir. Cemaat beni yerleştiği zaman bir insan şeyinden apayrı bir tip görüyoruz. Bütün insani değerler aslında bu ben dediğimiz şeyle ilgilidir. Adalet duygusu, merhamet, şefkat, yardımlaşma duygusu, düşünce, muhakeme tümü o ben duygusu ile ilgilidir. Dolayısıyla o ben duygusunu aldığınız zaman onun yerine başka bir şey yerleştirdiğinizde orada robotik insan tipleri ortaya çıkıyor. Bu robotik insan tipinin tek hareket ettiği şey cemaatin yüce menfaatleridir.”
 
FETÖ üyesi emir gelince en yakınındakini öldürebilir
 
FETÖ/PDY üyelerinin güvenilmez, emre itaat eden kişiler olarak tanımlayan Çaha, “Bu insan tipine güvenilmez. 2 metre yol gidemezsiniz çünkü her an sizi satabilir. Bir emir gelir. Çünkü kendisi yok. Başkası tarafından maniple edilir. Yanındaki adamı öldür diye bir emir gelir ve öldürür. Bu hareketin temel söylemi diyalog, hoşgörü, tolerans gibi söylemlerdi ama bütün bunlara rağmen, bu şekilde endokrine edilmiş bir şakirte yukarıdan bir emir geldiğinde, al silahı vur dediğinde gözünü kırpmadan yapar” diye konuştu. Çaha şu bilgileri paylaştı:
 
“Bu insan tipinin düşmanı ile mücadelesi bir mankurt şeklinde gerçekleşiyor. Eski Türk kavimlerini içerisinde geçen bir efsanedir. Orada bir kabiledeki delikanlı başka bir kabileden delikanlı kaçırır ve bunu bir takım tekniklerle endokrine eder. Bu kişi yaşanan süreçte mankurtlaşır. Bundan sonra bu mankurtun tek hedefi vardır ki o da efendisine hizmet etmektir. Bütün dünyayı efendisinin dostları ve düşmanları diye algılar. Seneler sonra annesi bu kaçırılan çocuğunu arar ve bulur. Anne o annelik şefkati ile çocuğuna yaklaşırken, mankurt efendisinin develerine zarar verecek biri diye annesini öldürür. Bu FETÖ’cü tipler de tam olarak böyle tiplerdir. Gerçekten direktif geldiği anda verilen emri uygular.”
 
HSYK Üyesi Özkaya: Millet darbeye dur dedi
 
Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu Üyesi Muharrem Özkaya ise Türk milletinin 15 Temmuz gecesi darbeye dur dediğini söyledi. Özkaya, 15 Temmuz gecesi yaşadıklarını anlattığı konuşmasında şu ifadelere yer verdi:
 
“Darbeye vakıf olduğumda saat 10.44’dü. AK Parti Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya Türkiye’de ilk twitti atanlardan birisi. Ali ile konuştuğumuzda bana ‘FETÖ’cü bir kalkışma var. Son derece ciddi derhal milleti sokağa dökmenin yoluna girelim’ dedi.  O dakikadan itibaren ruhsatlı silahımı belime taktığım gibi Kızılay’a gittim. Önce Hâkim Evine gittim baktım. Orada kimse yoktu. Genelkurmay kavşağında yaklaşık 20 kadar polis ellerinde silahlarla bekliyordu. O sırada daha ortada kimse yoktu. Silah sesleri yoktu. Her şey daha net olarak anlaşılmıyordu. Darbeye ilişkin bir bilgi yoktu. Arabamı Adalet Bakanlığına park edip oradan Kızılay’a geçtim. Bu esnada da hemen Ankara Başsavcımızı arayıp, saat 10.46 sularında Başsavcım derhal anayasal suçlardan darbe soruşturmasını açın ve sokağa çıkanlar hakkında yakalama ve gözaltı kararlarını alın. Bunu da basınla paylaşın lütfen. Hemen İstanbul Başsavcımızı aradım aynı şeyleri ona da söyledim. 10.49’ta Adalet Müsteşarımızı arayıp Sayın Müsteşarım son derece ciddi lütfen bütün savcılarımızı harekete geçirin. Twitter ve Facebook kullanmıyorum. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun Başkan Vekiline Mehmet Abi lütfen bir twitt atın. Kamuoyunu sokağa çıkarmamız lazım. 12.03 gibi Başbakanımızın televizyondan o açık ve net konuşması oldu. Burada gerçekten hükümete yürekten teşekkür ediyorum ki saklama ve gizleme yoluna başvurmadılar ve öğrenir öğrenmez saat 11.05’de Başbakanımız FETÖ’cü bir kalkışma var ve buna ilişkin olarak en sert tepki verilecek’ dedi. Buradan sonra Adalet Bakanlığındaki bizim HSYK üyelerimiz derhal Hâkim Evinde bir araya geldiler ve Türkiye’deki bütün Başsavcılarımızı harekete geçirdik. Dolayısıyla 11.00’den itibaren ilgili Başsavcılarımız kolluk kuvvetlerine müdahale edilmesi talimatlarını verdiler.  Kışladan çıkanların yakalanması ve gözaltına alınması emrini verdiler.”
 
Panel soru-cevap bölümünün ardından sona erdi.
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.