10.Mart.2016 tarihinde “Referandum Olur mu” başlıklı bir yazı yazmıştım. O yazımızın başlangıç kısmında; “Demokrasinin uygulama biçimleri arasında, birçok farklı durumdan söz edilebilir. Daha çok bilinen ve yaygın olan iki tanesini belirtirsek; bunlar, temsili ve katılımcı demokrasilerdir. Son otuz yılda, katılımcı demokrasinin yaygınlaşması ve gerekliliği öne çıkmaktadır.
Özellikle, temel meselelerde katılımcılığın esas alınıp, doğrudan halka sorulması önemlidir.”
Son kısmında da; “Eğer, muhalefet partileri 1982 anayasasının değişimi konusunda samimi iseler, AK Parti’nin referandum isteği ve teklifi bu konuda onlar için de tek çıkar yoldur.
Temel metin olması hasebiyle anayasanın referanduma götürülmesi, demokrasinin ruhuna da en uygun olanıdır.
Anayasa (teşkilat-ı esasi), bir yönüyle de toplumsal sözleşmeyi ifade eder. Bu yönüyle de, doğal ve doğru olan toplumun onayına sunmaktır.
Muhalefete düşen, sivil ve demokratik bir anayasanın oluşumuna katkı vermektir. Uzlaşamadıkları konuların çözümünü de, millete bırakmaktır.” diyerek bu konuda ki düşüncelerimizi yazmıştık.
2016 yılının Ekim ayında MHP’nin bu konuda AK Parti’ye destek vereceğini açıklamasıyla, referandumun önü açıldı.
Ülkemizin yakın tarihinde oluşan siyasi krizlerin önemli bir kısmı, ‘yürütme organının’ teşekkülünde yaşanan sıkıntılardan kaynaklanmıştı.
Siyasi kriz; ekonomik ve sonrasında da sosyal krizleri tetikliyordu.
Sanki bir kader gibi tek başına iktidar yıllarının hemen akabinde yaşanan uzun koalisyon dönemlerinde, bir önceki dönem elde edilen kazanımlar kaybediliyordu. Önce duraklama ve sonrasında gerileme kaçınılmaz olarak birbirini izliyordu.
Halkoylamasına sunulan metin, temel olarak bu soruna odaklandığı için anayasa değişikliğinin ismi de “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” olarak konulmuştu.
16.Nisan.2017 tarihinde halkımız tarafından “Evet” denilmesinin ardından bildiğimiz, tanıdığımız itirazlar hemen sökün etti.
Teknik olarak herkes biliyordu ki, halkoylamalarında %50+1 oy “kabul edilmesi” için yeterlidir. Bu sonuca rağmen yapılan tüm değerlendirmeler tamamen siyasidir. Ne usule, ne de esasa ilişkin değildir.
Bugün kü zorlamalar hemen akla 2007 yılında ki, Cumhurbaşkanlığı seçimini getirmektedir. O tarihte de, anayasaya göre seçimin şartları belli iken zorlama yorum ve akabinde AYM’den alınan kararla “milli irade”nin önü kesilmişti.
SONRASINDA NE OLDU?
22.Temmuz.2007’de genel seçim yapıldı. AK Parti 367 milletvekili sayısına ulaşamadı ama MHP yine sistem krizini çözen parti olarak TBMM’ne gireceğini açıkladı. Sonuçta 2007 Nisan’ında Cumhurbaşkanı seçtirmemek için e-muhtıra dahil her türlü demokrasi dışı yöntemi deneyenlere rağmen Cumhurbaşkanı seçildi. Ve 2007 referandumu kaçınılmaz olarak geldi. 2014 yılından itibaren Cumhurbaşkanı’nı bizzat millet kendi eliyle seçecekti.
Bugün de, aynı aktörler halkoylaması sonucundan hareketle zorlamalar da bulunuyorlar. Hatta 2007’nin baş aktörlerinden Sabih Kanadoğlu’da birkaç gündür sahnede… Bu kılavuzun 2007’de muhalefeti nereye götürdüğünü gördük. Bugün de götüreceği yer çok farklı olmayacaktır.
Serbest seçimlerin yapıldığı, demokratik her ülkede referandum sonuçları buna benzer oranlarda çıkar. Oranlar üzerinden “cıngar” çıkartmaya çalışmak ne demokrasiye ne de ülkeye hizmet etmeyecektir.
Şili’den danışman, Venezuella’dan video kliplerle geldiğiniz nokta belli…
Artık bu topraklarda “halka rağmen, halk için” anlayışı geçerli değildir.
Bundan sonra herkese düşen demokratik bir olgunlukla, bu değişikliğin hayata geçmesini temin etmek olmalıdır.
Not: Mir’ac Kandiliniz mübarek olsun… Kişisel mir’ac’ımıza vesile olmasını dilerim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.