“EVET” OYU HALKIN İKTİDARINA EVET DEMEKTİR
2007’de yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde, sistemin istemediği bir kişi olmasın diye “siyaset mühendisliği” devreye girdi. Ak Parti’den istifalar, TBMM’de grup oluşturan siyasi parti gibi parlamento dizaynı yapıldı.
Daha sonra STK adı altında vesayet odaklarının “Cumhuriyet Mitingleri” adı altında toplumu müdahaleye hazırlama gayretleri başladı.
Her zamanki gibi özellikle “asker rahatsız” konulu tiyatro oyunu medyada yeniden gösterime sunuldu.
Hep geçer akçe olduğu düşünülen “başörtüsü” ve “laiklik” üzerinden hassas çevreler kaşınmaya başlandı. “Endişeli modern” kavramı tedavüle sokuldu. Maalesef bu iki konu hiçbir zaman ülkemizde sağlıklı bir zeminde tartışılmadı. Her zaman iktidar mücadelesinin dekoru görüldüler.
Velhasıl, 2007 yılına kadar siyaseti dizayn edenler, vesayet odakları yeniden işbaşı yaparak bu işi kotarma faaliyetine soyundular.
Ama yine de başarılı olamayacaklarını anlayınca iki güçlü hamle yaptılar.
Önce yargı kullanıldı. Eski Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanatoğlu’nun gündeme taşıdığı 367 garabeti bir anda “cankurtaran” muamelesi gördü, vesayetçiler tarafından… TBMM’de yapılan oylamalar devam ederken ana muhalefet partisi CHP bu konuyu Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı. Anayasa Mahkemesi yine yetki gaspı yaparak yasa koyucu yerine hüküm ihdas etti. İlk tur oylamayı iptal etti. 367 garabeti hukuk zemininde de “makbul” muamelesi gördü.
Yargı üzerinden müdahale süreci devam ederken, bu konudaki nihai vesayet odağı görülen TSK da 27 Nisan’da internet sitesine bir bildiri koydu. Daha sonra bu bildiri e-muhtıra şeklinde anılır oldu. Bildirideki üsluba bakınca bunun uygun bir tanımlama olduğu görülmektedir.
Bildiri de ne yazıyordu:
“Türkiye Cumhuriyeti devletinin, başta laiklik olmak üzere, temel değerlerini aşındırmak için bitmez tükenmez bir çaba içinde olan bir kısım çevrelerin, bu gayretlerini son dönemde artırdıkları müşahede edilmektedir. Uygun ortamlarda ilgili makamların, sürekli dikkatine sunulmakta olan bu faaliyetler; temel değerlerin sorgulanarak yeniden tanımlanması isteklerinden, devletimizin bağımsızlığı ile ulusumuzun birlik ve beraberliğinin simgesi olan milli bayramlarımıza alternatif kutlamalar tertip etmeye kadar değişen geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır” diye başlıyordu.
Son kısma doğru; “Son günlerde, Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde öne çıkan sorun, laikliğin tartışılması konusuna odaklanmış durumdadır. Bu durum, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından endişe ile izlenmektedir. Unutulmamalıdır ki, Türk Silahlı Kuvvetleri bu tartışmalarda taraftır ve laikliğin kesin savunucusudur. Ayrıca, Türk Silahlı Kuvvetleri yapılmakta olan tartışmaların ve olumsuz yöndeki yorumların kesin olarak karşısındadır, gerektiğinde tavrını ve davranışlarını açık ve net bir şekilde ortaya koyacaktır. Bundan kimsenin şüphesinin olmaması gerekir” diye asıl meseleye geliniyordu.
Bildiri şu şekilde bitiyordu. “Türk Silahlı Kuvvetleri, bu niteliklerin korunması için kendisine kanunlarla verilmiş olan açık görevleri eksiksiz yerine getirme konusundaki sarsılmaz kararlılığını muhafaza etmektedir ve bu kararlılığa olan bağlılığı ile inancı kesindir.
Kamuoyuna saygı ile duyurulur.”
Otuz iki kısım tekmili birden hepsi var. Korkutma, tehdit, şantaj vs…
Ama Türk siyasi tarihinde beklenmedik bir gelişme oldu. Ertesi gün Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek kameralar karşısına geçti. Önce adı geçen kurumların anayasal sınırlarına ve görevlerine dair uyarılarını sıraladı. Ardından da bu meseleyi millet sandıkta çözecek dedi  ve Temmuz 2007’de seçimi işaret etti.
Peki, bütün bunlar olurken demokrasinin vazgeçilmez unsuru siyasi partiler ne yapıyordu? Demokrasinin yanında mı durdular yoksa karşısına mı geçtiler?
Ak Parti, siyasi tarihimizde çok görülen müdahalelere karşı ilk defa “yok öyle yağma” diyerek tavır koyan, siyasi parti olarak tarihe geçti. Ve Temmuz 2007’de halkın büyük teveccühü ile yeniden tek başına iktidar oldu.
CHP, her zamanki alışkanlığıyla siyaset dışı güçlerin, siyasete müdahalesine çanak tuttu. AYM’ne gitti. TBMM’de ki seçime girmeyerek vesayete destek verdi.  O gün için vesayetçilere kazandırdı ama 2007 genel seçimlerinde halk tarafından tekrar yenilgiye mahkum edildi.
ANAP, 20 milletvekili ile TBMM’de ki oylamaya girmeyerek, Cumhurbaşkanlığı seçimini kilitledi. Halk da onun kapısına kilidi vurdu ve o günlerde bu işlere alet olanlar partileriyle birlikte “siyaset mezarlığı”nda yatıyorlar.
DYP’li  iki milletvekili TBMM’e girdi ama resmi olarak girmeyeceklerini açıklamışlardı. 2002 seçimlerinde kıl payı %10 barajının altında kalan parti, DP (DYP+ANAP)  adıyla seçime girdiği 2007’de sandıkta çakıldı. Bir daha siyaset sahnesine dönme potansiyelini kaybetti.
MHP, TBMM’de bulunmuyordu, 2002’de baraj altında kaldığı için... Vesayetle de başı hiç hoş olmadığından, 2007 seçimlerinde yeniden TBMM’ne döndü. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde TBMM’ne gireceğini söyleyerek vesayetçilerin tüm hevesini kursağında bıraktı.
MHP, bugün de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi değişikliğine destek vererek, yine vesayetçilere ders vermenin aktif katılımcısıdır.
Ak Parti ve MHP bir kez daha vesayetçilere karşı mücadele ediyor. 16 Nisan 2017 halkoylaması ile bugüne kadar yaşanan bu tür demokrasi müdahalelerinin önü tamamen kesilecektir. Tarihin karanlık dehlizlerine gömülecektir.
“Evet” sonucuyla halkın iktidarının karşısında hiçbir vesayet odağı kalmayacaktır.
 
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner492