ERKEN SEÇİM OLUR MU?

Neden olmasın?
Öncelikle seçimin, demokrasinin olmazsa olmaz şartlarından olduğu temel bir önkabuldur. Ve seçim sadece yasama organının yenilenmesi anlamına gelmez. Bazen de çözülemeyen siyasi sorunların çözümünü millete tevdi etme anlamı taşır.
Seçime gidilmemesinin ve ya gidilmesinin ne sonuçlar doğurabileceğine yakın siyasi tarihimizden birkaç örnek verelim.
1960 darbesine gidilen süreçte, DP bir erken seçim kararı alabilirdi; denilir. Bu kararın darbeyi önleyebileceği yakın siyasi tarihçiler ve siyaset erbabı tarafından sıklıkla belirtilir.
Bir diğer örneği daha yakın bir hadiseden seçelim. 2007 yılında Cumhurbaşkanlığı seçimi tıkanmıştı. Olayları kronolojik sırayla kısaca özetlersek: 27. Nisan günü ilk tur oylama yapıldı ve 361 milletvekili katıldı. Aynı gün CHP 367 milletvekilinin TBMM’de hazır bulunması gerektiğini söyleyerek, ilk turu, daha önceki seçimler de kimsenin aklına gelmeyen ‘367 gerekçesiyle’ -kulakları çınlasın- Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı. Aynı gece Genelkurmay Başkanlı’ğı sonradan e-muhtıra da denilecek olan basın bildirisini internet sitesine koydu. Bu açıklamasıyla da Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, -demokrasinin sadece sözüne değil özüne de aykırı biçimde- taraf olduğunu ortaya koymuş oldu.
Peki, hükümet buna karşı ne yaptı? Ertesi gün, öğle saatlerinde Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek aracılığıyla bu tavrın kabul edilemez olduğunu açıkladı. 1.Mayıs günü –kulakları çınlamıştır- AYM ilk tur oylamayı ‘367 gerekçesiyle’ iptal etti. Ak Parti’de erken seçim teklifini TBMM’ne gönderdi. Bu düğümü ‘millet’ çözsün, dedi.
Yapılan seçimler neticesinde Ak Parti çok yüksek bir oyla yeniden birinci parti oldu. MHP Cumhurbaşkanlığı seçimi için TBMM’ne gireceğini açıkladı. Bu şekilde Cumhurbaşkanı seçildi. Akabinde anayasa değişikliği yapıldı.
Neden?
Bir daha yargı ve ya askeri bürokrasi Cumhurbaşkanlığı seçimine müdahale edemesin diye… (Halk referandumda ‘evet’ dedi, 10.Nisan.2014’de hiçbir tartışmaya mahal bırakmayacak biçimde Cumhurbaşkanı’nı seçti.)
Bu erken seçimle de, demokrasi içerisinde çözüm merciinin kim olduğu açıkça gösterilmiştir.
Şimdi de, daha yakın bir tarihten örnek verelim.
7.Haziran seçimlerinden sonra, siyaset bir çözümsüzlüğe düştü. Hükümetin kurulamaması, muhalefetin meseleyi daha da içinden çıkılamaz bir hale sürüklemesi, terörün durumdan istifade çabası vs. Bunlar ve daha başka birçok hadise bir anda ülke gündemini de, ufkunu da karartmaya başladı.
Erken seçim kararıyla, 1.Kasım seçimlerine gidildi. Sonuçta ‘millet’ yine meseleyi çözdü ve kararını sandıkta ortaya koydu. Hükümet kuruldu, ülke yeniden gerçek gündemine döndü. (Ama geçen beş ayda olanlar ve olanların bugüne yansımaları çok daha derin… Beş ay gibi kısa bir sürede Türkiye neleri kaybetti, neler bugüne yansıdı? Belki başka bir yazı da değiniriz.)
Netice de, alınamayan bir erken seçim kararı ve alınan iki erken seçim kararının sonuçları bunlar… Hangisi tercihe değer?
Şimdi, soruyu değiştirelim: Erken seçimi gerekli kılan şartlar şu anda var mıdır?
Şu anda bu şartlar görünmüyor. Ancak TBMM’de terör dahil en asli konularda dahi görülen uzlaşmazlık nereye kadar gider öngörmek zor. Bir masa etrafında temel meselelerin tartışılamamasının bir probleme işaret ettiği ise aşikar…
Eğer şartlar gerektirirse; çözüme yetkili olan ise yine ‘millet’ olur.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.