31 Ağustos 2019 Cumartesi 01:31
Doç. Dr. Turan Akkoyun’dan değerlendirme

Doç. Dr. Turan Akkoyun’dan değerlendirme

Afyon Kocatepe Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Turan Akkoyun Yeni Türkiye Dergisinin Temmuz-Ağustos 2019 tarihli Azerbaycan Özel Sayısında "Mekan ve Zaman Birlikteliğinde Azerbaycan, Karabağ ve Hocalı" başlıklı araştırmasında 1878 Berlin Antlaşması sonrasında yaşanan tarihî gelişmelere temas etti.

1878 Berlin Antlaşması, bir çok açıdan geleceğe atılmış düğümlerle doludur. Binlerce yıllık tarihî birikimin ortaya çıkardığı bir şahsiyetin isimlendirilmesi dahi buradaki problemin çözümüne basamak olarak kullanılmaya, sonrasındaki diğer hususların aşaması olarak değerlendirilmeye çalışılmış, düşünce dünyamızın iki kalemi "gök sultan" ve "ulu hakan" sıfatları ile alternatifler üretilebilmiştir.

Kafkasya'nın Anadolu'ya, Anadolu'nun Kafkasya'ya açılan kapısında yer alan Erzurum'un halini izah eden şu hususlar, yaşananların üzerinden yüz yıldan fazla bir zaman geçtikten sonra bile her insanı ürpertecek türdendir.: “Hiçbir yerde memleketin Birinci Cihan Harbinde geçirdiği tecrübenin acılığı burada olduğu kadar vuzuhla görülemezdi. Bu eski ressamların tasvir etmekten hoşlandığı şekilde ölümün zaferi idi. Dört yıl boyunca dağlarda kurtlara insan etinden ziyafetler çekilmiş, ölüm her yana doludizgin saldırmış, seçmeden avlamıştı. Uğursuz tırpan bir saat rakkası gibi işlemiş, rast geldiği her yeri biçmişti." Bahsi geçen vilayet, kendisini geçmişin karanlığına değil ezelden ebedin aydınlığına yöneltip, Türk tarihine belirgin bir not düşmüştür. Türk milleti, yüzyıl evvel imkansızlıklara rağmen çıkışı bizzat kendisi bulmuş, dünyanın farklı coğrafyalarındaki mazlum toplumlara, enerji ve umut kaynağı olmuştur.

Birinci Dünya Savaşının sona ermesinden beş ay kadar önce 26 Mayıs 1918 tarihinde Gürcistan ve Ermenistan, iki gün sonra da Azerbaycan bağımsızlıklarını ilan ettiler. Yeni bağımsızlığını ilan eden Azerbaycan Cumhuriyeti, Anadolu Türklüğünün ölüm-kalım mücadelesinde "özellikle Elviye-i Selase'deki milli mücadeleye resmî ve gayr-i resmî olarak destek vermiş ... 27 Nisan 1920'de Bolşeviklerin Azerbaycan'ı istilalarına kadar yoğun bir şekilde devam etmiştir." Sovyetler Birliği'nin tamamında olduğu gibi Kafkasya'da kısa ve uzun vadeli, siyasi, ekonomik, kültürel, sosyal, demografik projeler bir biri ardına hayata geçirilmiş, toplumların birlikte yaşamaları imkansız hale getirilmiştir.

Sovyetler farklı gerekçelerle toplumları yerlerinden sürmüşler, bundan da en fazla etkilenen her zaman ki gibi Türk Dünyası olmuştur. Bilhassa İkinci Dünya savaşı sonlarına doğru Stalin, Türkiye Cumhuriyeti'ne coğrafi yakınlığı bulunan Rus olmayan topluluklar üzerinde uyguladığı politikalarda bu güvensizlik daha da bariz bir şekilde hissedilmiştir. Bundan en fazla etkilenen unsurlar; Karaçaylar, Kalmuklar, Çeçenler, İnguşlar, Balkarlar, Kırım Tatarlar ve Ahıskalı gibi topluluklar olmuştur. Bu toplulukların Türklüğü, Anadolu coğrafyasına yakınlığı, Sovyet yönetimini tedirgin etmeye yetmiştir.

1985'den itibaren başlayan Perestroyka, Glasnot siyasetlerinin ortaya çıkardığı ortamdan yararlanmak isteyen Ermeniler, Gorbaçov'a 75.000 imzalı bir dilekçeyle müracaat ederek, Nahçıvan'ın dahi kendilerine bağlanması taleplerinde bulundular.

Sovyetlerin parçalanmasıyla birlikte egemenliklerini ardından da bağımsızlıklarını ilan eden milletler arasında Kafkasya'da hamleler bir anda savaşı, kaçınılmaz hale getirdi. Bu husus Sovyetlerin iki dost haline getirdiğini iddia ettiği iki toplumdan birinin ülke yönetiminde ve uluslararasındaki hamleleri üzerine Moskova'dan bir heyet Karabağ'da incelemelerde bulundu, Ermenilerin taleplerini haksız buldu. Gerçekler bu yönde iken, Azerbaycan Türkleri talepler karşısında esaslı hareket etmede geciktiler. Gelip geçici olduğunu düşündüğü çok da umursamadıkları hususlar; kalıcı, bağlayıcı hale geldiğinde harekete geçmişlerse de dünya kamuoyunda yalnız kaldılar. Gerek birey, gerekse toplum açısından; zaman ve mekan kavramlarında hiçbir olayın küçümsenmemesi, basite indirgenmemesi, göz ardı edilmeden her zaman dikkatle üzerine gidilmesi gerektiği, tarihen bir kere daha gün yüzüne çıktı.

Uluslararasında "Karabağ Meselesi" diye ifade edilen husus Azerbaycan topraklarının işgalinin adıdır. Kafkasya'da bir bölgenin adı olmasına karşın kültürel bakımdan "Türk Dünyasının gırtlağı" gibi bir öneme haiz olan Karabağ ismi göçlerle farklı coğrafyalarda da yayılmıştır. Kopma ve birleşmenin kaçınılmazlığını barındıran göçlerden Afyonkarahisar'ın köylerine "Büyük, Küçük ve Orta Karabağ" adı vererek "zaman ve mekan" farklılıklarını ortadan kaldırmışlardır. Kars başta olmak üzere İzmir, Aydın, Konya vilayetleri gibi Anadolu'da daha başka benzer örneklerinin bulunduğu bilinmektedir.

Gorbaçov 25 Temmuz 1990 tarihinde "SSR Kanunları dahilinde olmayan silahlı grupların kurulmasını yasaklayan ve silahların kanunsuz olarak saklanması halinde bunlara el konulmasını içeren" bir kanun yayınladı. Dağlık Karabağ'da bu kanunun uygulaması Rus askeri tarafından gerçekleştirildi. Eski silahlara varıncaya kadar görev büyük bir itina ile yerine getirildi. Bu gelişmeler yaşanırken SSCB'nin merkezi gücünü yitirmesiyle 25 Ağustos 1990 tarihinde tesis edilen Ermenistan Cumhuriyeti Dağlık Karabağ'ı sınırlarına dahil etmekte herhangi bir beis görmedi. Hemen akabinde de ordusunu kurma kararı aldı. Ağustos-Eylül 1990 aylarında artık doğrudan Türklere yönelik baskınlar, saldırılar gerçekleştirilmeye başlandı. Türkler yurtlarından sürülerek, kalanlar katledilerek demografik yapı kendi lehlerine çevrilmeye çalışıldı. Dünya kamuoyu çoğunlukla sessiz kalarak durumu güçlendirdi. Ekim 1991'den itibaren işgal girişimleri başladı ve ilk olarak İmaret- Keremli Köyü düştü. Ardından Tuğ, Hocavend, Kerkicihan, Yukarı Divanalılar, Todan, Cemilli, Meşeli, Karadağlı, Yukarı Veyselli köyleri peşi sıra düştü. Bölgede "stratejik öneme sahip" Hocalı da 25- 26 Şubat 1992 tarihlerinde düştü. Halkı soykırıma tabi tutularak öldürüldü. Kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve hastaların kurtulma fırsatı dahi olmamıştır. Kaladeresi mevkiinde yaşayan elli dört Ahıska Türkü evlerinde yakılmak suretiyle katledildi. Sağ kalanlar kurşuna dizilerek öldürüldü. Kurtulabilenler gece Ağdam'ın Şelli ve diğer köylere hareket ettilerse de yüzlercesi orman ve dağ yollarında donarak öldüler.

Bahsi geçen hususiyetler, geçmiş bir takvim yaprağına sıkışıp kalmamış, geçmişin izlerini gün yüzüne çıkarmış, tekrarı halinde gelecekte yaşanması muhtemel durumları tarihe kazımıştır. Burada yaşananlar, Azerbaycan'ın geçmişin olmuş bitmiş hadiselerden ziyade Türklüğün, Türk milletinin ve Türk dünyasının genel kaderinin bir durağı görüntüsü vermektedir.

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.