DEMİREL: “TEMİZLEMEKLE BİTMİYOR.”
DEMİREL: “TEMİZLEMEKLE BİTMİYOR.”

İçeride ve dışarıda adeta varolma-yokolma savaşı vermekteyiz. Terör örgütleri yıllardır yapılan yanlışlıklar ve yetersizlikler neticesinde adeta devletin hücrelerine kadar yerleşmişler. Bunları temizlemek kolay olmuyor tabi. Çok ağır bedeller ödüyoruz. Bu bedelleri de ülke olarak anadolunun gariban çocukları ödüyor. Daha ne kadar ve nereye kadar ödeyeceğimizi de maalesef kimse bilmiyor. Ne temizlemekle bitiyor, ne de tutuklamakla sonu geliyor. Dünyada bu kadar hainle mücadele etmek zorunda kalan, bu kadar belayla uğraşan, bu kadar ihanetle etrafı kuşatılan bir başka ülke var mı? Bilmiyorum. Çok şükür ki, hainlerden, kalleşlerden, kahpelerden, çok daha fazla vatanseverimiz, "önce ülkem" diyenlerimiz ve bu uğurda gözünü kırpmadan canını seve seve feda eden yiğitlerimiz var. Onların sayesinde hala "bir ülkemiz var" diyebiliyor ve yarınlara da ümitle bakabiliyoruz.
 
DENEME-YANILMA METODUNDAN VAZGEÇİLSİN.
Devlet yönetmek ciddiyet ve kararlılık isteyen bir durumdur. AKP bunu kendi iktidarı döneminde defalarca test etti ve bizzat uygulayarak gördü. Bunun en sonuncusu ve belki de en çarpıcı olanı terörle yapılan mücadelede ortaya çıkmıştır. Yıllarca terörle mücadele etmek yerine müzakere yürüten AKP iktidarı, ödün vererek, milliyetçiliği ayaklar altına alarak bir yerlere varılmayacağını umarım anlamıştır. 14 yıldır yapılan deneme-yanılma metodunun acı reçetesini hep birlikte ödüyoruz. Kabul edelim ki şu günlerde ciddi, tutarlı ve kararlı bir şekilde terörle mücadele ediliyor, sonuç ortadadır. Hainler ne kaçacak, ne de saklanacak delik bulabilmektedirler. Devletteki uzantılarının da mutlaka temizlenmesi gerekmektedir. Açılım saçılım adı altında asla bir şans daha verilmemelidir. Bugün yapılan mücadele doğrudur. Devlet olmak da bunu gerektirir. Bu kararlılık en başından itibaren ortaya konulmuş olsaydı, bugün ne terör kalırdı, ne de PKK'nın elde ettiklerini emsal görüp devlete darbe teşebbüsü yapmaya çalışan başka örgütler  kalkışma cüreti gösterirlerdi.
 
HATA YAPTIK, ALLAH BİZİ AFFETSİN, MİLLETTE.
Hiç dolandırmaya, eğip bükmeye gerek yok. Bu işin siyasi ayağı ortaya çıkarılmadıkça, ne FETÖ'le mücadele edilmiş olur, ne de bu tehdit ve tehlike sona erer. Nitekim, sayın liderimiz Devlet Bahçeli'de her vesileyle bu duruma dikkat çekiyor ve hükümeti uyarmaktan geri kalmıyor. Alınan bütün kararlarda, yapılan bütün atamalarda, devlete yerleşmiş bütün FETÖ'cülerin kararnamelerinde mutlaka siyasi irade mevcuttur. Atananlar bulunuyor ve toplanıyor, yerleşenler görevden alınıyor ve devletle olan ilişiği hemen kesiliyor. Bunların hangisi suçlu, hangisi suçsuz bilemiyoruz. Peki, bunları atayanlar, devletin en önemli kurumlarına yerleştirenler, arkalarında duranlar ne olacak? Eğer, "böyle olduklarını bilmiyorduk?" “Kandırıldık” diye kendinizi savunmaya kalkışırsanız, o zaman o koltuklarda ne işiniz var? FETÖ'cü diye adlandırdıklarınız da çıkar, kandırıldıklarını, işin buralara varacağını bilmediklerini söylerlerse, işin içinden nasıl çıkacaksınız? Kaldı ki, bir zamanlar devlette yükselmek, iş sahibi olmak, ilerlemek ve etkin hale gelmenin tek yolu Pensilvanya referansı vermek değil miydi? Bu referansı verenler suçlu, ama kabul edenlerin hiçbir günahı yok, öyle mi?  Hakka, hukuka, vicdana uygun bir ayıklama yapılması şarttır. Elbette bu kolay olmayacaktır. Ancak eğer, devletseniz bunu yapmak zorundasınız. Ölçüyü doğru koymak, haklıyı-haksızı ayırmak bir tercih değil, mecburiyet olmalıdır. Bir tarafta iş cadı avına dönüşürken, diğer taraftan darbe kalleşliğine kalkışanların, "Yurtta Sulh" diyerek örgütlenen ve milletin başına bomba yağdıranların, bütün kadroları ile ortaya çıkarılmaması soru işaretlerini çoğaltıyor. Kaldı ki, asıl meseleye henüz sıra dahi gelmemiştir. FETÖ'cü olduğu bilinen, bu ihanetin içinde yer aldığı kesin olan bu kadar üst düzey kamu görevlisinin adı geçmektedir. Bunların büyük bölümü tespit edildi ve toplandı. Hala görevine devam edenlerin olduğu iddiaları da orta yerde konuşulmaktadır. Peki, bunları kim bu görevlere getirdi? O makamlara zembille inmediler. Herkes çok iyi biliyor ki, bu görevlendirmeler bir siyasi kararla olmuştur. Atama yazılarının altında birilerinin imzası olmalı, değil mi? Bu atamaları yapanlar, 15 Temmuz akşamına kadar o görevlerde tutanlar kimlerdi?
 
MİLLETİN AKLIYLA DALGA MI GEÇİYORSUNUZ?
Tam bu noktada yaptığım bir tespiti sizinle paylaşmak istiyorum. Bazı televizyon kanallarında öyle yorumlar yapılıyor, öyle sözler söyleniyor ki, şaşırıp kalıyoruz. Bazı AKP’li muhteremlere göre, FETÖ'nün bu duruma gelmesinde AKP'nin hiçbir kabahati yokmuş. Bu hainler çok önceden devlete yerleşmişler, buraları ele geçirmişler ve sonra da AKP'yi devirmek için harekete geçmişler. Herkes suçlu, herkes hesap vermeli, sadece AKP bu işin dışında tutulmalıymış! Bu değerlendirmeler eğer insan aklıyla alay etmek değilse, FETÖ'ye hizmet etmektir. Kimi kandırıyor, kime neyin mesajını veriyorsunuz? Cumhurbaşkanından başbakanına, bakanından milletvekiline, il başkanından belde başkanına kadar, AKP'nin içinde olup da her hangi bir şekilde FETÖ ile temas etmemiş, istisna cinsinden tek bir kişi çıkar mı? "Ne istediler de vermedik" laflarını nereye koyuyorsunuz? "Aynı amaca farklı yollardan gidiyorduk" itiraflarını bu millet unuttu mu zannediyorsunuz?
 
AKLIMA GELEN DELİ SORULAR
FETÖ'ye karşı nasıl bir mücadele yürütüyoruz? Psikolojik bir savaş mı? Yoksa düşük yoğunluklu bir iç savaş mı? Ya da terörle mücadele mi? Yoksa irticayla mücadele mi? Bunun belli bir süresi olacak mı? Mesela: PKK için ifade edilen "Son terörist teslim olana kadar!.." gibi bir ölçüsü var mı? 17-25 Aralık 2013'ü milad almak dışında bir hedef kitle analiz, bir derecelendirme yaptınız mı? tehlike tamamen geçti" diyebilecekmiyiz? Tehlike sürdükçe acil durum devam edecekse, aramızda tehlikenin bu şekilde sürmesini isteyenler bulunabilir mi? FETÖ konusu seçimlerde: "Biz gidersek onlar gelir; intikamı korkunç olur" şeklinde bir propaganda malzemesine dönüşecek mi? FETÖ operasyonlarında "at izinin it izine karışmasıyla" ortaya çıkan mağduriyet öyküleri, acaba ikinci darbenin altyapı çalışması olabilir mi?
Oslo görüşmeleriyle başlayan süreçte, eli kanlı katil Öcalan'ı PKK terörünü bitirmek için kullanmayı göze alan irade, aynı tavrı, Pensilvanya konusunda neden uygulamaya koymadı?
Şu sıralar, Televizyonlarda en çok bağıranın, FETÖ'ye en çok sövenin "en kahraman" addedildiği olağanüstü bir dönemden geçiyoruz. Hayatında kendisinden başkası için bir kibrit çöpü bile oynatmamış bir gecelik dava adamlarının "vuralım kıralım, kökünü kazıyalım" çığlıkları bir yere kadar anlaşılabilir. Ama biz 45 yıllık kökü dışarıda "ihanetle mücadele" sürecinde bir şey öğrendik:
Kuyucu Murat Paşa devrinde yaşamıyoruz. İnsanlar, siz kovaladıkça gidiyor; karşı tarafa güç olarak ekleniyor. Bileşik kaplar gibi, siz bir kaybediyorsunuz, düşman bir kazanıyor. Tek hamlede iki gol birden yiyorsunuz.
Mesela elinde silah olan askerlerin yarattığı tehlikeyle bir öğretmenden kaynaklanan tehdit aynı değildir.
Yargıtay'la, yerel bir ceza mahkemesiyle koordineli çalışan ve hükümetten müsamaha gören bir TEM Şube Müdürü ile her hangi bir sağlık kuruluşunda çalışan bir doktor ya da sağlık memuru aynı tehdidi üretemez!
Rus uçağı olayında görüldüğü gibi, FETÖ'cü bir F-16 pilotu, tek kişilik kriz potansiyelidir. Ama sınıfta ders anlatan ve her an 50 kadar göz tarafından izlenen bir öğretmen, en azından 15 Temmuz'dan sonra fiziksel bir tehdit değildir.
Siz bunların hepsini darbe ertesinde vatandaşın hayret dolu bakışları arasında biner biner toplar ve sokağa bırakırsanız işte o zaman teröre kapı aralamış olursunuz.
Sık sık dile getirilen bir sonraki darbe, idarenin hataları yüzünden, kitlenin oy ve kanaatinin cemaatten yana kayması şeklinde olabilir. Dış dünya, bu alternatifi canlı tutmaktadır. Bu alternatifin siyasi umut kaynağı da iktidarın % 50'lik oy potansiyeliyle bağlarını koparmamış olan AKP içindeki FETÖ'cülerdir. Muhalefetin bu darbeden sonra zaten dokusu uyuşmayan FETÖ'ye umut vermesi, AKP'nin işine yarayacağı için böyle bir ihtimal mümkün değildir. Bu aşamada adaletsizlik, haksızlık, zulüm ve garabet içeren her uygulama darbenin bir parçasıdır! Bu parçaların yıkıcı bir bütün olması için sadece zamana ihtiyaç vardır. Bu sebeple valiliklerde kurulan mağduriyet masalarının titiz bir çalışmayla at izini it izinden, sapı da samandan hızla ayıracağına inanıyor , bu çalışmayı da yürekten destekliyoruz.
Hepsinden önemlisi, cemaate ikinci darbe için umut veren siyasi ayaklar bir an önce ayıklanmalıdır. FETÖ'nün AKP içinde rövanş umudu canlı kaldıkça FETÖ'yle mücadele inandırıcı olmaktan uzaklaşmaktadır.
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.